Parmaklıklar Ardında Özgürlük



 

Hiç bitmedi özgürlük adına savaş. Fikirlerimize, dilimize prangalar vurup, hürriyet çorbası koydular önümüze. İnsanlık tarihi kadar eskidir bu illet. Bilinçlenme, sorgulama başlayalı beri; karşıt fikirlerin harmalanması ülküsü, çoğu kez bataklıklara evrildi. Özellikle de dini öğretiler, bu sürecin en büyük etmenleridir. Ölüme mahkum edilen filozofların,kalemleri kırılan düşünce adamlarının kıymeti, kimi zaman yüz yıllar sonra anlaşılmış, aydınlanma fikrinin yeşermesi hayli zaman almıştır. Çeşitli felsefi öğretiler arasında yaşanan savaş, politik süreçleri ve insan evrimleşmesini şekillendiren boyutlarda ilerlemiştir. Örneğin, Hümanistik süreçten önce varlığını sürdüren Skolastik düşünce akımı, insanlara kendi fikirlerini tartışmak yerine, belirli dogmaları aşılama uğraşını vermiştir. Düşünce akımları değişip, tarih sahnesine farklı uygarlıklar çıksa bile değişmeyen tek şey malesef ki ego savaşımıdır. Yakın tarihte meydana gelen II. Dünya Savaşı’nın, kitap küllerinden oluşan küflü esintileri; bu olaydan çok daha önce meydana gelen İskenderiye kütüphanesindeki yangından arta kalan kitap külleriyle karışmıştır. Bu rüzgar, bir utanç kaynağı, özgür fikirleri parmaklıklar ardına alan ve toprağa gömen bir tufandır.

Hitlerin ırk ayrımcılığı yaparak değerli bilim adamlarını ülkesinden kovması, hayatlarına son verdirmesi, ulu orta muhalif eserleri yok etmesi, tarihimizden sadece küçük bir örneklemdir. Diktaya karşı çıkan seslerin kesilmesi, jurnalciliğin gelişimi ile birlikte hız kazanmıştır. Nitekim Osmanlı’da aydın sınıfın kalemlerinin kırılması da bu sürece dahildir. Sanat, özgürlüğün bir dışa vurumudur. Duyguların yoğunlaşması ve paylaşılabilir hale gelmesi; uygarlığın kan damarlarındaki en büyük besin kaynağı ve ruhsuz bedenlere birer panzehirdir. Sanata karşı savaş, işte bu panzehirin damarlarımızdan çekilmek istenilmesinin bir tezahürüdür. Hümanizmanın ve varoluşçuluğun engin denizlerinde, hala hayatta kalma çabası veren düşünce insanları, empati yeteneğini kaybeden topluma karşı barikat kurmak mecburiyetindedir. Yazı, sinema, tiyatro, dans, resim ve diğer sanat dallarının bileşkesi olan insanlık; bitkisel hayata maruz bırakılmanın arifesindedir. Dışavurumcu kareografilerin yerini, meddahlar almaktadır.

İnsan hakları ihlalleri, çığ gibi büyümekte. Parmaklıklar ardına atılan fikir insanları, özgürlük mücadelesi veriyorlar. Herşeye inat, dört duvarın ardında, kendi sessizliklerinde bile üretiyor dimağları…Bilim yuvalarında konuşamaz, yazamaz hale getirildik. Kalemi elimize almaktan korkuyor, bir ayağımız boşlukta dans ediyoruz. Tiyatro sahnelerinde hürriyet adını haykırır olduk, gazeteleri bile kaçırıyorlar elimizden, karabasanlar giriyor rüyalarımıza ve gecenin bir vakti sıcak yataklarımız ters yüz ediliyor. Evet, hücrelerimizle birlikte fikirlerimiz de ölüyor, kan kaybediyor hümanizma. Evet, altımızdaki topraktan toz bulutları kaldırıp, ateşlerde dans etmenin; içimizdeki nefreti kusarak kurtlarla ulumanın zamanıdır. Mızrağımızı ve okumuzu kuşanıp, harp kalıntıları arasından kanatlanıp uçmak anıdır. Küle döndürülen cümlelerimizi giyinip, cehalete karşı boy verme arzusudur bu savaş. Çanlar bugün, hürriyet adına çalımakta. Selam olsun insanlık, selam olsun  azınlığın zenginliği !

1 Comment on Parmaklıklar Ardında Özgürlük

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*